güvercinlerin
göz
yaşı
d
ö
k
ü
l
ü
r
yangınlı savaş meydanlarına
ellerine
güllerin kanı
bulaşır
bilim adamlarının
ve
ben
oturup ağlarım
insan olmanın
utancıyla
güneş ardı bir siperde
kana ve gözyaşına bulanır
güvercin yüreğim
süslerken çiçeklerini bahar
yeryüzü çimenlerine
Nuri CAN
Sol Yanım Güvercin
Benim ömrüm kimsesiz bir çığlık
Kırık bir figan
akarsularda sesim
Çağlayanlara vurur yankısı
Mavisi yağmalanmış bir gökyüzüyüm
Karanlığın ortasında
Kendi içinde taşıyan aydınlığını
Örselenmiş çocuk gözleriyim
Ömrümün deltasında
yapayalnız
Sol yanim guvercin uçurumları emzirir
Sağ yanım karanlık
kakülleri kan
Ah kalbim
Ah duyarlı yanım
Ortak oynanan bir oyunmu
hayat
Herkesin kendisini oynadığı
Yalnız bir tragedyayım
ben
Maskesiz seyircisiz
Ve her gece uykuya yatmış bir dağ gibi
kederli
Kirpiklerini sulara dökmüş bir çiçeğim
Silahsızım
kuşları vurulmuş bir gökyüzünde
Bir kar çölü ıssızlığıyım
Her gece
bir ateşdağına tırmanıyorum
Bir kahır dağına
Hiç bir yol çıkmıyor
umuda
Kalbimi bir buzdağının ortasına koyup uyuyorum
Bir başka
bahara açmak için çiçeklerimi
Denizi olanlar mavi gözlüdür belki
Ben kavruk bir çöl
gibi yangınım
Bir doğulu kadar esmer ve tedirgin
Aşiretlerin
terkettiği örenlere benziyor
Kaygılardaki yüzüm
Yollar kar, dağlar
karanfil
Göz göz oldu yaralarım bağlayamam
Gel yürek sıcağı bir ezgiyle ört üstümü
örtki
ölem
*Erzurum ağzı
Nuri CAN
Yürek Yanarsa Titrer,Gül
Üşürse
Git gide kirletiyorlar gökyüzünü Anne
Umutları da
tüketiyorlar hep beraber, sevgileri de
dillerinde en ince yalanlar,
süslü ve sisli yüzleriyle
soğuk yüreklerinde ne acıma ne sevgi
kimin
eli kimin cebinde
kimin eli kimin neresinde belli değil.
bense öyle acemi ve şaşkın
boş kalan ellerimi bir
ömür
nereye koyacağımı bilemedim.
bilemedim, hangi yalanla kimi
nasıl soyacağımı.
buz üstünde yürümeyi seçtim kendi hesabıma
maske
diye bir not düşürmedim yüzüme
bukalemuna çalan rengimde olmadı.
tuttuğum her insanın elinde ellerim
kirlendi
gözlerim kirlendi baktığım her insanın gözlerinde
yüreğimi
sarktım umut kuyularına her defasında
her defasında yangın çektim su
yerine, acı çektim
ne bir gün ışığı aktı içime ne de bir yağmur
damlası.
rezil bir dünyanın orta yerinde
hüzün ben oldum düşen
her yaprakta
her savaşta vurulan ben
kaç çocuğun hayalleri yıkıldı
gözlerimde
kaç çocuğun son ümitleri yandı yüreğimde
ıstırabın en
derin okyanusuna gömüldüm
bu nasıl bir dünya
bu nasıl bir dünya Anne
kahretsin
suskunum, susuzum, yorgunum Anne
durmadan kirletiliyor, kanıyor zaman, kimse
aldırmıyor
kimse yanmıyor sevincini ateşe döken gelincik
çiçeklerine
dönüp bakmıyor çığlıklarına annelerin
hergece dokuz yerimden vurur beni, gözleri öksüz
çocuklar
bu yüzden kesmiyorum sakalımı, saçımı da taramıyorum
artık
siyahlar giyiniyorum bu yüzden, dalgın dalgın bakıyorum
uzaklara
ah gönlü güvercinim sen olmasan nasıl dayanılır bu
yaşama.
herşeyin kirletildiği bir dünyada
temiz tutamadık güzelliklerimizi
bu yüzden
hep vurgun kaldı bir yanımız
bir yanımız aşka acıya ayarlı
her gece dumanlar yürüyor
beton yığınlarıyla örtülü sevgisiz kentler
üstüne
zifiri karanlıklar yürüyor Anne
kapkara nehirler gibi, acı akıyor yüzünde yoksulların
bir cehennem ateşi yanıyor yüreklerinde her
akşam
kimse kimsenin yasını tutmuyor, bölüşmüyor acısını
bu
nasıl bir dünya Anne
bu nasıl bir dünya
kahretsin
Sarılki,
kokun sinsin tenime, sevgin işlesin
yüreğime
bu yalancı dünyada kimim varki başka gözlerimden
öpecek
içimi ısıtacak bu karanlık soğuk kış gecelerinde
Sarılki, serinlensin ateşler içindeki alnım
yorgunum,
beynim, tenim, ellerim yorgun
kendime sürgün yaşamaktan
sevgiye
tanımlar aramaktan
tüm bu oldu bittilere
insanın kayıtsızlığından
yorgunum Anne
yorgunum, ağrılarım, sızılarım yorgun
ihanetler
yedi umudumu, sevgimi, düşlerimi
her gece yalnızlıklar sürüyorum
kanayan yerlerime
ellerime çaresizlikler yüklüyorum
üşüyorum bu
karanlık soğuk gecelerde sarıl bana
oysa hiç dönmedim sırtımı insan emeğine
öpmedim
namerdin elini, eğilmedim zalimin önünde
ama ezildim bir çaresizin
bakışından
bir annenın yakarışından
bir babanın
haykırışından
utandım Anne dünyayı kirli bahçesine çevirenlerden
aç
insanların kederinden utandım
bombalanan şehirlerden, yalvaran
gözlerden
insanların kayıtsızlığından tüm bu oldu
bittilere
insanlığımdan utandım Anne insanlığımdan.
heyhatki,
bizi ağlatan acılar güldürüyor
başkalarını
yürek yanarsa titrer anne, gül üşürse
kaç insan
soyundan ihanet görmüş, kaç gül dikeninden
mademki ihanet var,
öz
elleriyle boğsun gül emen çocuklarını anneler
ve ihanet etsin şairler
bir daha yazmasın gül yüzlü şiirler
her mısrası kurşun olup saplansın yüreklerine
....
dünyadaki tüm çocukları sevdim anne
sevdim yeryüzündeki tüm insanları
diline, dinine, ırkına bakmadan sevdim
sevdim boynu halkalı köleler gibi
nerde bir ah duydum yüreğime saplandı oklar
nerde bir çocuk vurulsa ben de vuruldum Anne
can çekişir dudağımda kelebek ölüleri
nerede
kötülük görsem.
nerede kötülük görsem
söner yıldızları gözlerimin,
kör olurum...
suskunum, susuzum, yorgunum
bunca
kalabalıkların, bunca mekanların içinde
her defasında yarası kanayan
şiirler damlarken içime
yüreğimdeki yağmurlarla, herkesin bildiği bu
dünyada
adresi olmayan yitik mektuplar gibi yorgun
ve yavru bir kedi
gibi yalnızım ve de sahipsiz
öyle mi?
vayyy.
...........
ben nazlı bir yaprağım dalından
düşmüş
alın beni üşüdüğüm yerden
kaldırın düştüğüm yerden
kalbinizin üstüne tutun pul
pul
vicdanınızın üstüne
aynı soydanım sizinle
yok başka bir umarım alın beni üşüdüğüm
yerden
yok başka kimsem kiminle konuşsam
sizin elleriniz var soyan,
evleriniz var kocaman
sokaklarda gecekondularda yatmadınız karda
kışta
bir dilim ekmeğe avuç açmadınız
utanan biz olduk yoksulluğumuzdan
utanan anam oldu,
babam, bacım, gardaşım
ben nazlı bir yaprağım dalından düşmüş
alın beni
üşüdüğüm yerden
kaldırın düştüğüm yerden
kalbinizin üstüne tutun pul
pul
vicdanınızın üstüne
aynı soydanım sizinle
Nuri CAN
Umudun Evi Yok
Ah
çocuk
vakitsiz açan
bir çicçek tarlası
gibi
yüreğin
beyaz kardelenler
sarı papatyalar
bükmüş
boyunlarını
ip - ince boynundan
güneşe bakıyorlar
her iç çekişte
dünyanın bütün çiçekleri
kanamada
bütün kuşları havalanmada
umudun evi yok
sevincin adresi
ah
neylersin çocuk
ah
. çocuk
vereceksen
rüzgarlara ver sesini
tomurcuklara ver
baharı muştulasın yarınlara
benim yıldızım yitik
yıllarım yorgun
ne yaşadıysam
dünyada
ince sızı yoksulluklar örter
ince sızı dostluklar
mümkünü yok artık
gittiğim her yere
soluk yüzünü
taşıyacağım
ve seni her düşündüğümde
çağımın utancını
yaşayacağım
Nuri CAN
Hangi hülyaya uzansak
avutmuyor
Müzehher Aloğlu'na
Sesine dokunsam sesim kırılır
kirpiğine dokunsam
kirpiğim
yaralı bir serçeyiz incecik dallarda
nereye tutunsak bir
yanı kırık
bir ince gönül sızısıdır bizimkisi
bir ince aydın
duyarlılığı
sahte gülücükler ürkütür yüreğimizi
pazarlıklı
dostluklar
güzellikler ki,
yedeğimizde kıyısız bir hıçkırık
kötü zamanların yitik öyküsü
hayatımız
karanlık her sokakta ışıklı acılar topluyoruz
bir açıp bir soluyoruz kendi içimizde
tıpkı ağaçta
titreyen şu yapraklar gibi
acı çekmeye yazgılı ömrümüz
geceler
boyu yalnızlık çekiyoruz
yürekler dolusu sızı
bir yanımız göğün üşüyen yıldızları
bir yanımız umudun
sancıyan sızıları
nehir nehir yalnızlıklar akıyor içimize
her gece
bir çocuk alıp başını gidiyor
bir çiçek küsüyor bahçesine her gece
mevsimler bölüşmüyor artık sevdaları
hangi hülyaya uzansak
avutmuyor
bir kanadı kırık gönül kuşumuzun
ne yana vursak ayrılık
oysa sevmekti en çok yüreğimize yakışan
seherin umut
veren güzelliğini
bahar çiçeğinin çiğini
tomurcuğunu ayışığının
düşlerimize dökmekte ustayızdır çünkü içimizdekileri
sarssa da
umudumuzun derinliğini karanlık
Nuri CAN
Bilmezdim
Bütün denizlerden uzak
bir coğrafyaydı büyüttüm
gözlerimde
yıldızsız gecelere kanarken içim
bir anıydı büyüttüm
bir ayrılıktı, bir
özlemdi
kırdım düş boyutlarını
uçan kuşlara öykündüm
her yaprağın düşüşünde
bir dal kırıldı içimde
bir
ağaç devrildi
bir orman kahroldu
oturup güz rüzgarlarına
ibrişim
türküler yaktım
sazımın telleri nazlıydı
üşüyen bir güldü sesim
bir
sevdaydı besteledim ömrünce
herkese aykırı kaldım
sevmenin suç
olduğunu bilmezdim
nazlı bahar güzeliydi umut
yıldız gülümsemesiydi
yüreğime işlediğim
saçlarımı okşayan ılık bir meltem
kokusunu
özlediğim çiçekti
sevgilerin kirletildiği bir dünyada
yaşamın
bir hiç olduğunu bilmezdim
kar düşmüş yalnızlıklarda
ince sızı dostluklara
sarıldım
sesim yel içinde yapraktı
aykırı denizlere aktı
hep
düşlerde kaldım
imgelerde, renklerde
gerçeğin kış olduğunu
bilmezdim
Nuri CAN
Yalnızlığımız
Bitpazarlarına
düşmüş kitaplara benziyor
yalnızlığımız
kimselerin açıp okumadığı.
bu çizgiler alnımızda
uzanan
bir gün bitimidir
belki
belki bir gecenin yarısıdır
yastıklarda
yırtılmış
uykusuz
ellerimizde
alaca karanfil kokusu
gözlerimizde
tortusu bir boşluğun
ve yüreğimizde
yalnızlığın korkusu
rüzgarın dallara hicran dokuduğu
kapıların kapalı
tutulduğu bir neozoikte
yeniden öğrenmeliyiz,
yüreğimizle
ısınmayı yeniden
kar demeden kış demeden
Neozoik yeryuvarlağının üçüncü zamanı
Nuri CAN
Kirvem
Sağır ve dilsiz bir çığlık gibi
Hüznündü bıraktığın
yüreğimin üstünde
Hüznündü bıraktığın yüreğimin üstünde
İnce sızı
dostluklarla örselenen
İnce sızı dostluklarla örselenen
Bir ateş çiçeğiydi,
Yaktığın göğsümün üstünde
Acıyla özlemle beslenen suskun ve kor
Suskun ve kor duruyor yangısı hala
Yönünü yitirmiş
yalnız bir atlı gibi
Munzurun dumanlı dağlarında dörtnala
Sesimize papatya işlemeleri örerken zaman
patlarken
içimizde gül tomurcukları
ışıklı adlar ararken doğacak çocuklarımıza
Kim çaldı dudağımızda o güneşli türküyü
O güneşli türküyü kim
çaldı dudağımızda kirvem
Nuri CAN
Aşk Olsun
Sırılsıklam iliklerime işliyor nisan yağmuru
ılık bir
rüzgar yalayıp geçiyor alnımı
sevgi tohumları ekiyorum yeryüzü
cennetine
tomurcuklanıyor içimdeki güller
yeşeriyor yarınlar çimil
çimil
rengarenk çiçekler açıyor usumun gergefinde
kovuyorum bütun
acıları, yalancıları yurdumun haritasından
en güzel gülücükleri
kuşansın diye çocuklar
sevinçle süslenirken güneşin gülyüzü
ak güvercinler
uçuruyorum sonsuz maviliklerine düsüncelerin
tarihin derinliklerine
gömüyorum düşmanlıkları, kırgınlıkları
çizgi çekiyorum bütün
savaşların üzerine.
bütün yüreklere barış yazıyorum,
barış
koyuyorum bütün çocukların adını
barışıyorum bütün dünyayla
En
güzel çiçeklerini açsın diye yeryüzü
yangınlı savaş meydanlarında
kurşunlar topluyorum birer
birer çocuk bedenlerinden
kan damlamış gül yapraklarını öpüyorum
utançla
yanıyor yüreğim, kanıyor yüreğim, utanıyor güvercinim
oturup ağlıyorum yaralı çocuk bedenleri üzerine
kahretsin diyorum,
kahretsin, kahretsin
bir an bildiğim bütün dilleri unutuyorum, bütün
sözcükleri...
.......
yeni bir düzen kuruyorum, her canlının yaşama hakkına
saygılı
soruyorum hesabını dökülen kanların, çekilen acıların
tüm
çocukların yüzünde ışıklı bir gülümseme dağılıyor evrene
ay çıkıyor
buluttan
bütün yıldızlar göz kırpıyor yeniyetme sevdalara
tomurcuk
tomurcuk fışkırıyor kalplerde hayat
analarının memelerine sarılıp
yatıyor bebekler.
sevginin sıcak buğusu dağılırken yıkılmış kentler üstüne
sevinç gözyaşları döküyorum, köpüren denizler üzerine
anamın ak
sütü gibi ak, aydınlık ve duru
oturup şiirler yazıyorum ak alaca
şafaklara
çocuklara adıyorum yüreğimi, aşklara, acılara
koparıp
göğsümden ateşlere atıyorum
bir daha, bir daha ağlamasın diye analar
yeni bir dünya yaratıyorum, yeni bir sevda
dostluktan,
kardeşlikten, yaşamdan yana
tutup adını şiiristan koyuyorum, bir
şiirden aldığım
en güzel şiir bundan böyle aşk olsun diye
AŞK
OLSUN diye bundan böyle yaşamın adı.....
Nuri CAN
Bir Mavi Sevda
Bir mavi denizdeyiz şimdi seninle
ak bir martı
gibi umut ve sevinç yüklü gemimiz
mutluluk rüzgarları vuruyor
yelkenlerimize
pupa yelken yol alıyoruz sabaha
güneşli günlere
çıkıyoruz mavi gecelere
seninle
güzelliklerin el değmemiş ormanlarındayız
düşlenmemiş renklerin çılgınlığı var bakışlarımızda
kulaklarımıza
binlerce kuş sesi dökülüyor
şiir cıvıltıları üşüşüyor saçlarımıza
sevgi çelenkleri örüyor zaman içimizdeki ışıltılardan
türkülerle beslenerek,
bir çiçek büyüyor tüm
zamanların özlem bahçelerinden
bütün küskün çocuklardan bir çocuk
gülümsüyor geleceğe
şarkılar bizim artık
şiirler bizim
sevdamızı tüm sevgilerin üstüne koyup
yelin suyla öpüştüğü
kıyılara atıyoruz acılarımızı
kaldırıp duvağını gökyüzünün
öpüyorum tüm beyaz
bulutları alnından
dudakların dolunay oluyor, gözlerin yıldız
ben
uçuk mavideyim
seninle sokaklar dolusu mutluluk
çiçekler dolusu
sevgi ekiyoruz güzelliğin doruklarına
maviler boyu martılar uçurarak
gökyüzüne
bir adem hava faslındayız şimdi seninle
yeni bir rüya
görüyoruz,
yeni bir bahar yeşeriyor tenlerimizde
yeni bir masalı
yaşıyoruz şarkıların tılsımında
güneşi, mehtabı, yıldızları içiyoruz
tüm pınarlardan
dudakların kalplere sığındığı bir adada
binbir arzuyla
köpürüp kabarıyor sular
şiirin yedirenk kumları vuruyor kıyılarımıza
bütün ihanetlerden arı, bütün çirkinliklerden uzak
mavilere tırmanıyoruz ince alımlı ayaklarıyla aşkın
Nuri CAN
Gönül Rüzgarları
Şimdi esrik gönül rüzgarları esiyor
uzak dağ
başlarında
kuşlar göçüp gidiyor mevsimsiz
hatıralar yürüyor içimin
dehlizlerinde
yaralı bir ırmak akıp gidiyor sessiz
yorgunum
yazgülüşlü bir kıza gönül yaktığımdan beri
hangi çiçeği koklasam güz gelir
hangi güzü beklesem kış
ateşgözlü kuşlar kar taşır saçlarıma
bütün baharlara küserim
sebepsiz
gece olur rıhtımlarda yıldızlar dalgalanır
ay vurur
gönlümün sularına
her kıyıda bir şarkı depreşir
her şarkıda bir
yürek
dayanamam, alır başımı giderim
bütün mevsimler kalır bensiz
Nuri CAN
Bu Hasret Sen
misin?
Güz düşünce düşlere
gözlerin gözlerime düşünce
biraz çağla getir
avuçlarında biraz gök ve yıldız
en güzel
çiçekler açınca gülüşün
de bana gün gözlüm
de bana güvercin gülüşlüm
yanağına gül düşürdüğüm
de bana
bu yaşam, bu çile, bu kahır,
bu hasret ne ki
kirli, kahpe, rezil yaşamlara bedel
karanlğı çiçeklendirir mi? umut
yağmur yağdırır mı?
bulutlar
de bana
uyanınca sabahları
kanadı kırık bir kuş gibi
kim uçar dağlara dağlara
bıkılmış bir acının gölgelerinde
bir avuç mavi getir
meneviş rengi bir uyku
en kızılkorunda gecelerin
güneş
tomurcuklu
düş dökerken yastıklara bir kız
sen ki, şiir yüreklimsin benim
defne dalım, gül
edalımsım
unutma seni sevdiğimi
güz düşmüş yolları beklemek zor
meri kekliğim
sevdiğim
yollarına gözlerimi ektiğim
gözlerini ırmaklara vurma
savurma saçlarını rüzgarlara
uzak değil sesin
ellerin uzak değil
gökleri
yumruklayan ellerin
bu sonsuz bekleyiş sen misin?
bu suskun çığlık, bu
açan gül, derin çukur
tuğla tuğla yüreğime ördüğüm sabır
tel
örgülere bölüştüğüm, bir hıçkırık gibi
bu hasret sen misin
her
gün
bir kucak güneş gibi hücreme dolan
17 /08/1982 Erzincan Cezaevi Ziyareti
Nuri CAN
Susku
Susku
bir çığlık
yürek içre
incinmiş bir
sözcük belki
hasret yazılı bir şehirde
sızı
sızı
diken
diken
biriken
dil üzre
susku
bir şarkı belki
sessiz bir tını
kopuk bir keman telinde
inim
inim
inleyen
ilmek
ilmek
imleyen
yalnızlığı
yel üzre
susku
hüzün soluklu bir güz
incelikleri
kanayan
göğüne küs yıldız
son intiharını kusarken aşk
gül üzre
bütün imgeleri kırık ve yaralıdır
dudağında gizlendiğimiz
şiir
gözlü kız
ah ben
acemi ve şaşkın
çok geç farkettim
bir ömrü yana yana tükettiğini aşkın
ve sekerek geçtiğini
iz
iz
duman
duman
kül üzre
suya küs ateşe barışkın
Nuri CAN
Saf Adamın Öyküsü
Gece gözlerini kapayınca hüzünler başlıyor
ben
gözlerimi kapayınca zifiri karanlıklar
uğultular yağar göklerden,
alev-ateş ırmaklar
içini çeker bir çocuk, bir şarkı çıldırır
dudaklarda
kapanıp içime yarama taş basarım
kötülük etseler bile
pusarım
aşka el bağlayıp susarım
üzülürüm bir zalimin bile boynu bükükse
ve kırıksa
kanadı bir kuşun
benimde kırılır kanadım kolum
acılara düşer yolum
dedim ya saf adamın biriyim
boynunu bükse bir çocuk
bir annenin yüreği tekmelense
hayalleri yıkılsa bir kızın
dayanamam
oturup beraber ağlarım
ne zaman seher yelleri esse uzaklardan
yüreğime
papatya işlemeleri örülür tel tel ışıklardan
mor ötesi tünellerden
sevdalar düşer yadıma
bir ateş olup sarıp sarmalar gönül coğrafyamı
hep aldanarak, acı çekerek öğrendim
zamanın ve hayatın yalancı
yanını
dedim ya safım
bana kötülük edeni bile bağışlarım
aşka
el bağlayıp kendime yanarım
her ayrılığın terkisinde bir aşk taşıdım hayata
her
aşkın terkisinde bin özlem yaşadım
düşlerimi denedim ırmaklarla,
gözlerimi bağışladım
avare bir hüznü sarıp yaralarıma
unutulmuş
istasyonlarda bir başıma kaldım, ağlarım
dedim ya safım
doğrulara
akar pınarım
bukelamun gibi rengim yok
bu yüzden her şeye kanarım
aşka el bağlayıp ağlarım
can çekişir dudağımda kelebek ölüleri
nerede kötülük
görsem.
nerede kötülük görsem
söner yıldızları gözlerimin, kör
olurum...
kimsesiz bir çocuğun yüreğine çizip resimlerimi
kayıp
mezarlara gömdüm
yüzüme siper ettiğim gülüşlerimi
ve acılarımı
yükleyip sevdalı bir kuşun kanadına
el açıp ardında aşka ağladım
gücüm yetmiyor artık karşılamayı yalanları
yeniden
yaşamayı ikiyüzlü aşkları, talanları
bir çöl akşamında yarım kaldı
düşlerim
hayallerim suya düştü
ey der susarım
hey der pusarım
aşka el bağlayıp ağlarım
sende yıldızlara sevdalıysan eğer
ve seviyorsan her
şeyi hilesiz
yok başka bir umarın
aşka el bağlayıp ağla
ben yüreğimi uzak iklimlerde yitirdim
ağlamayı
öğrendim ardından
sisler ve sanrılar kaldı elimde
acılar ve
ihanetler
dönüp bakamam geriye
anla
sorma nerde kaldı hayallerim
kim açtı bu kahrolası
çukurları yüreğimde
hangi iklimin kederinde kayboldum
Şimdi
dünyanın bütün yalnızlıklarına gözlerim yağıyor
dönüp bakamam geriye
anla
aşka ve acıya el bağlayıp ağla
dedim ya saf adamın biriyim
yalan doğru her söze
inanırım
bu yüzden aldatır bir çocuk bile
herkesi kendim
gibi sanarım
hep aldanırım
hep aldatılırım
dedim ya saf adamın
biriyim
dargınlığım kendime
kırgınlığım kendime
hep kendime
küserim
ben Kazım oğlu Nuri Can
kendi yüreğinin içine saklanıp
kendi hülyasında yaşayan
sevgilerin çarmıha çekildiği bir dünyada
herkesi seven herkesi bağışlayan
ben Kazim oğlu Nuri Can
kederini unutup
başkasının
acısına yanan
kırk yıl çalışmış ama bir şeyi olmamış
başkasının
acısına ağlamış, neşesine gülmüş
bir ekmeğini bin kişiyle bölmüş
kiminin gözünde dahi
kiminin gözünde enayi
ben Kazim oğlu Nuri Can
enayiliğine doymayan
bir
çocuğun gözyaşlarına dayanamayıp
cebindeki ilaç parasını verip
oturup haline ağlayan
Ankara terminalinde
yaşlı ve hasta bir kadına yol
parası diye
otel ve yol parasını verip
parkta sabahlayan
mide
sancısından kıvranan sabahlara kadar
polis otosuyla götürülüp
karakolda dövülen
ben kazim oğlu Nuri Can
herkesin akıllı olduğu bir
dünyada
saf adamın biri
sırtımda bin zıpkın yarası
gözlerimde
bin keder
atın beni bir çukura gidin
dedim ya ben iflah olmam
Nerede bir yalan duysam
düğümlenir dilim, kızarır
yüzüm
utanırım kendi payıma
bu bir enayinin öyküsü
okunmasa da olur
yazılmasa
da
ben Kazim oğlu Nuri Can
Nuri CAN
Sende Varsın bu
dünyada
Kır çiçekleri kırılmasın kirpiklerinde
saçlarını
savuran bu rüzgar esmesin
şafaklar umut açmıyorsa yastığında
yaslanığın gecelerin
ser önüne yoz akşamları
küflü gurbet
gecelerini de al yanına
tutuşturalım bir ucundan içimize batan bu
hayatı
ömürki nazlı bir bahçedir
kimi gün çicek
açar, kimi gün yaprak döker
say ki sende varsın bu dünyada
bırak uyusun kollarında
bu nilüfer
baharlar tadında kalsın sarmalında umut
bir sonbahar yaprağına yazılı da olsa adın
sende
hayatını oyna acıların karşısında
bırak dönsün dünya
dokun bir ucundan sende hayata
aldırma sedası sarsık keman iniltilerine
mutluluk
dediğimiz ulaşılmaz bir dağ da olsa
demirden bir kale de olsa
içimizi kuşatan aşk
hiç kervan geçmesede düştüğümüz kuyunun
kenarından
aldırma,herkesin hayatında
acının solduramadığı günlerde vardır elbet
bırak hayatın hangi burgacında
dalgalanıyorsa kalbin
dalgalansın
bir kelebeğin ömrü kadar da olsa ömrün
bir sarmaşık tutkusuyla sarıl yaşama
hangi uçurumun
kıyısında olursan ol
her zaman heybende biraz umut
yedeğinde sevgi
kırıntıları olsun
Nuri CAN
Güzelleme
yaprak dalında güzel
dal çiçekte
çiçek
umutta
umut baharda güzel
sevda yürekte güzel
yürek dostlukta
dostluk
barışta
barış yarışta güzel
özlem yağmurda güzel
yağmur baharda
bahar
dağlarda
dağlar seyranda güzel
Nuri CAN
Yaşam
Bir masal çiçeği gibi yaşam
açmış göğsünü bahara
dallar salkım saçak şiir
sevincin ırmakları akıyor
yüzünde mevsimlerin
düşleri süslüyor bir bir
bir çocuk dalmış uykuya
yanağı gülücüklerle terli
alnında gün devrişir
bir ben kalmışım boynu bükük
bir bana dokunuyor
yaşamak
Nuri CAN
Ah
Çocuk
Gittin
Öksüz kaldı içimizdeki imge dağları
Silindi
gül kokularından damıttığın sevgi
Sular çağıldamıyor artık
şiirler
dökülmüyor ah çocuk
titreyen dudaklarında rüzgarların
Çiçeklerin
taçyapraklarına konmuyor kelebekler
Gittin
Zehirli oklar saplanıyor şimdi her sabah
Yırtılmış burçlarına gökyüzünün
Ve her gece yağmur olup yağıyor
gözyaşlarımız
yaralı denizler üstüne
Katledilmiş bir demet gülücüktü
dudağında ölüm ah
çocuk
Mendil mendil yıldızlara salladığın öpücüktü
gözlerindeki
tomurcuk
Sevgin büyüktü, yüreğin kocaman, bedenin küçücüktü
Alıp
seni nazlı bir gülün yaprağına gömdük
Ağlamak ve anlatmak için dünyaya
sevdanı
gittin
kurudu içimizdeki pınarlar
ceylanlar
inmiyor kıyılara
sevgide yetmiyor artık ah çocuk
umutta yetmiyor
diriltmek için güzellikleri yeniden
Bütün kuşların bir kanadı kırık şimdi
bütün çiçeklerin
gözleri yaşlı
Ölümün kar gibi beyazdı çocuk
Başladığın yerde bitti
yolculuk
Nuri CAN
Özgürlük
Aşkı
Sınırsız sevdim gökyüzünü
sevemedim tutsaklığı
bi-türlü
güvercinleri
mavi
göklerde
sevdim
beyaz
beyaz uçarken
çiçekleri
yeşil
dallarda
derdim
nazlı
nazlı açarken
oldum olası
ne bir saksım olsun istedim
ne de bir
kafesim
isterdimki,
sevdalı bir rüzgar olsun
gelsin dile
her
bahar yaprakları okşasın sesim
isterdimki,
yeryüzü çiçeklerin
gökyüzü
güvercinlerin olsun
güneşin okşadığı her yer
bahar bahar çiçek
koksun
isterdimki,
gökkuşağı olsun sevdam
sarılsın
umutlara
bulutlara uzansın düşlerim
her tarafta barış, dostluk,
kardeşlik olsun
dünyada ne kin kalsın, ne de düşmanlık
bütün kalpler
sevgi dolsun
ve şiirler en güzel sevgilim olsun...
Nuri CAN
Suz-i nağme
Kar yağdı dağlara ah ömrüm sana ne desem
ne söylesem
zülfü yare ey gönül
bülbüle figan düştü, bağlara hazan
giryan eden
gül-ü zare ne desem
ne söylesem zülfü yare ey gönül
Sen ki, bir zamanlar çıkıp diyar-ı seyran eylerdin
dört mevsim aleme suz-i nağme söylerdin
elifi solmuş bir gül şimdi
hasret
dudağımda pare pare
gitti giden ömür geri gelmez ne çare
kar yağdı dağlara ömrün ah sana ne desem
ne söylesem
zülfü yare ey gönül
bağlara gazel düştü, bülbüle feryadı ah
giryan
eden gül-ü zare ne desem
ne söylesem zülfü yare ey gönül
kızıl bir alev olup yakmasaydın bu canı
bir ahım bile yeterdi yakmak için cihanı
benki, gözleri yetim bir dervişim şimdi
her doğrulduğumda yedi yerimden vururlar beni
bu yüzdendir hep karalar giyerim
bu yüzdendir hep kendime küserim
her sabah yüreğimden bir gül düşer sulara
her gece ben düşerim toprağa
benki, aşkın yollarında yönünü yitirmiş seyyah
derdimi
dağlara yazar giderim
gitti giden ömür geri gelmez eyvah
kar yağdı
dağlara sana ne desem
ne söylesem zülfü yare ey gönül
yaramı
bağrıma basar giderim
hasret ki dudağımda şimdi pare pare
ey can, ey canan
gitti giden ömür geri gelmez ne çare
Nuri CAN
Ey
Hayat
Yüreğimin yüzüme yansısıdır hüznüm
Ömrümün alnacında
Ki aynaları hep kırık
Fırtınalar sellerle yıkadım yaralarımı
Alev ateş
ırmaklarla
Kimseye sevgilim diyemedim ömrümce
Doya doya
sarılamadım
Sevdaki tek ülkemdi benim
Bir rüzgar gülü gibi
Dönendim durdum uçurumlarda
Her gece
bir sevgilinin koynuna düşürdüm düşlerimi
her sabah
bir gelinciğin yaprağında üşüdüm
bir öpüşün bir dokunuşun ödentisine
sakladım gülüşlerimi
şiirler neyi anlatır insanlara ey hayat
şarkılar neyi
yaralı bir ceren gibi içimde taşıdığım bu aşk
üstünde,
acılar içinde kıvrandığım yatak
ya bu soğuk, ıssız, insafsız geceler
sevginin rengi nasıldır, neyi anlatır ölümler
ya
menekşe kokan yeniyetme bir bahar
satır aralarında boğulan çığlıklar
yalnızlığıma uzanan bütün eller yalancı
dilim suskuyla
yoruldu, gönlüm aşkla
dudaklarımda yosun bağladı çığlığım
herkes
kendi gerçeğinde kalıyor oysa
öfkesinin yanardağında
uzat ellerini ey hayat, iplerin koptuğu yerde
umut ile
sevgi birleşince
yerleşince yüreğe aydınlığın kanı
sisler
çözülsün, geceler geçilsin
varılsın ufkun şafağına
umut tükenmez
insanda, sevgi tükenmez
Nuri CAN
Küs Çiçeği
Bir rüzgar olsam ıssızda
hıçkırsam tenhalara
solgun güllere essem, yorgun yollara
pınarlara seslensem,
tomurcuklara
okşasam incinmiş yapraklarını sesimle
ay ışığı olsam ısızda
akıp gitsem su gibi derelere
yalnızlıkları yıkasam, sevgisizlikleri
yıldızlar bir yanımı alıp
götürse, güneş bir yanımı
her gece,
kapısı kapalı evlere düşsem,
pencerelere
solgun bahçelere, yorgun kollara
nazlı bir şafak olsam dağlarda
kızıl bir nar gibi
serilsem gökyüzüne
yıldız gülücükleriyle terli çocukların
her
sabah lekesiz alınlarından öpsem
gün konmuş yanaklarından...
ay bir yanımı alıp götürse, güneş bir yanımı
dağ dağ,
deniz deniz savrulsam
bir bahar başlasa yeşil
yaslasam başımı omuzuna
dağların
bir yol çiçeği gibi küs ve yorgun
ağlasam
nazlı bir
çocuk avuçlarına saklasa gözyaşlarımı
uzanıp uyusam incinmiş
kirpiklerine
bir daha uyanmasam
Nuri CAN
Oturup seni
düşündüm
Yıldızlar öperken gökyüzünü
mavi bir gecenin atlasında
oturup seni düşündüm
ılık bir gözyaşı damlasında
sesler geldi uzak denizlerden
gemiler kalktı sıra sıra
bir martı havalandı üzerimden
bin özlem döküldü sulara
hasret yüreğime bulandı
yüreğim sevdalara
bir
demet bulut oldu gözlerim
dağıldı uzaklara
seni şiirlerde aradım kitaplarda
türkülerde şarkılarda
aradım
ıssız bir gecenin oylumunda
oturup seni kanadım
Nuri
CAN
NAR ÇİÇEĞİM
Nar çiçeğim
Kar çiçeğim
Güneşle beslediğim
Sevgiyle süslediğim
Onca umut
sanaydı
Onca özlem sana
Nar çiçeğim
Kar çiçeğim
Gelir diye düşlediğim
Yüreğime işlediğim
Bunca
şiir sendin
Bunca resim sen
Kır çiçeğim
Sır ciçeğim
İnce bir yay kaşların
Baygın bir ay bakışların
Saplanır şu sineme
Öldürür beni
Naz çiçeğim
Yaz çiçeğim
Kervan geçmez
Kuş uçmaz
Kanadım değdi sevdaya
Zulüm aşka yakışmaz
Göz çiçeğim
Güz çiçeğim
Hasrete gül yükledim
Mecnunum çöl bekledim
Yıllar
geçti tükendi ömür
Ölüm geldi gelmedin
Mor çiçeğim
Kor çiçeğim
Şarkı sözü 1972 Nıjmegen
Nuri
CAN