Nuri CAN Sanat Edebiyat Fuarı
 

Dosya  2  de  26  seçilmiş  şiir bulunmaktadır

 

Merhaba! 

Merhaba!
doğan gün
dalucları tomurcuklar
dağların esen rüzgarı
sıvırcık kuşlarının sevinci bahar
güneşe koşan çocuklar
bahardalım
merhaba !
 

Merhaba !
sevgi düşüm
utangaç gülüşüm
ilk yaşam çığlığı
gelin duvağı
türkü tadındaki yaşam
yürekteki sevda, gözlerdeki ışıltı
dudaktaki şarkı,
özlemi çekilen yarınlar
İçerdekiler dışardakiler
hasreti kanayan dostlar
merhaba !
 

Merhaba !
ağaçta göveren dal
güllerin güne gülüşü
yerdeki çiy, gökteki ay
yağmurun çimlere dökülüşü
salkım-saçak bulut
yedi iklim dört mevsim
evrenin renk renk cümbüşü
ısıtan umut
ey günüm, günaydınım, gülaydınlığım
merhaba
 

Merhaba!
ey dostluk,iyilik, güzellik
ey insanlık,merhamet, barış
sevgiye susayan yürek
yanakta gözyaşı ıslağı
dudakta kanayan şiir
kalbe dolan aşk
ey sevda yolcuları
sevgi bostanı gönlüm
merhaba
 

Merhaba !
güneşle beslediğim
sevgiyle süslediğim
gönlümün sultanı yar
dostluk diyarı ülkem
sevgi bahçem, duygu pınarım
hasretim, asyam, anadolum
yüreğim, sevdam, yenigelinim
merhaba
 

Nuri CAN 

Yüreğin Üşüdüğü Gün

Yüreğin üşüdüğü gün
sıcacık bir günü düşün
sıcacık bir bahar gününü
umudun büyüklüğünü
ve sonsuz maviliğini göğün

yüreğin üşüdüğü gün
bir çocuğun gülüşünü düşün
bir çocuğun beyaz düşünü
göveren dal uçlarını
çatlayan tomurcuğu
ve çiçeklenen yerini her öpüşün

yüreğin üşüdüğü gün
bir ormanın gümbürtüsünü düşün
bir ırmağın türküsünü
bulutların beyazlığını
güneşin kızıllığını
ve ısıtan yanını özğürlüğün

 Nuri CAN

 

Güvercin Yüreğim

Ne zaman
savaş bültenleri alsam
antenlerde
çocukların çığlığını duyarım
dünyanın bir yerinde
acı feryadını annelerin


güvercinlerin
göz
yaşı
d
ö
k
ü
l
ü
r

yangınlı savaş meydanlarına
ellerine
güllerin kanı bulaşır
bilim adamlarının


ve
ben
oturup ağlarım
insan olmanın utancıyla
güneş ardı bir siperde
kana ve gözyaşına bulanır
güvercin yüreğim


süslerken çiçeklerini bahar
yeryüzü çimenlerine
Nuri CAN

 

Sol Yanım Güvercin

Benim ömrüm kimsesiz bir çığlık
Kırık bir figan akarsularda sesim
Çağlayanlara vurur yankısı

Mavisi yağmalanmış bir gökyüzüyüm
Karanlığın ortasında
Kendi içinde taşıyan aydınlığını

Örselenmiş çocuk gözleriyim
Ömrümün deltasında yapayalnız
Sol yanim guvercin uçurumları emzirir
Sağ yanım karanlık kakülleri kan

Ah kalbim
Ah duyarlı yanım
Ortak oynanan bir oyunmu hayat
Herkesin kendisini oynadığı
Yalnız bir tragedyayım ben
Maskesiz seyircisiz
Ve her gece uykuya yatmış bir dağ gibi kederli

Kirpiklerini sulara dökmüş bir çiçeğim
Silahsızım kuşları vurulmuş bir gökyüzünde
Bir kar çölü ıssızlığıyım
Her gece bir ateşdağına tırmanıyorum
Bir kahır dağına
Hiç bir yol çıkmıyor umuda
Kalbimi bir buzdağının ortasına koyup uyuyorum
Bir başka bahara açmak için çiçeklerimi

Denizi olanlar mavi gözlüdür belki
Ben kavruk bir çöl gibi yangınım
Bir doğulu kadar esmer ve tedirgin
Aşiretlerin terkettiği örenlere benziyor
Kaygılardaki yüzüm
Yollar kar, dağlar karanfil
Göz göz oldu yaralarım bağlayamam

Gel yürek sıcağı bir ezgiyle ört üstümü
‘ örtki ölem’


*’Erzurum ağzı’
Nuri CAN

 

Yürek Yanarsa Titrer,Gül Üşürse
 

Git gide kirletiyorlar gökyüzünü Anne
Umutları da tüketiyorlar hep beraber, sevgileri de
dillerinde en ince yalanlar, süslü ve sisli yüzleriyle
soğuk yüreklerinde ne acıma ne sevgi
kimin eli kimin cebinde
kimin eli kimin neresinde belli değil.

 bense öyle acemi ve şaşkın
boş kalan ellerimi bir ömür
nereye koyacağımı bilemedim.
bilemedim, hangi yalanla kimi nasıl soyacağımı.
buz üstünde yürümeyi seçtim kendi hesabıma
maske diye bir not düşürmedim yüzüme
bukalemuna çalan rengimde olmadı.

 tuttuğum her insanın elinde ellerim kirlendi
gözlerim kirlendi baktığım her insanın gözlerinde
yüreğimi sarktım umut kuyularına her defasında
her defasında yangın çektim su yerine, acı çektim
ne bir gün ışığı aktı içime ne de bir yağmur damlası.

rezil bir dünyanın orta yerinde
hüzün ben oldum düşen her yaprakta
her savaşta vurulan ben
kaç çocuğun hayalleri yıkıldı gözlerimde
kaç çocuğun son ümitleri yandı yüreğimde
ıstırabın en derin okyanusuna gömüldüm
bu nasıl bir dünya

bu nasıl bir dünya Anne

kahretsin
suskunum, susuzum, yorgunum Anne

 durmadan kirletiliyor, kanıyor zaman, kimse aldırmıyor
kimse yanmıyor sevincini ateşe döken gelincik çiçeklerine
dönüp bakmıyor çığlıklarına annelerin

hergece dokuz yerimden vurur beni, gözleri öksüz çocuklar

bu yüzden kesmiyorum sakalımı, saçımı da  taramıyorum artık

siyahlar giyiniyorum bu yüzden, dalgın dalgın bakıyorum uzaklara

ah gönlü güvercinim sen olmasan nasıl dayanılır bu yaşama.

 herşeyin kirletildiği bir dünyada

temiz tutamadık güzelliklerimizi
 bu yüzden  hep vurgun kaldı bir yanımız
bir yanımız aşka acıya ayarlı

 her gece dumanlar yürüyor

beton yığınlarıyla örtülü sevgisiz kentler üstüne
zifiri karanlıklar yürüyor Anne

kapkara nehirler gibi, acı akıyor yüzünde yoksulların

bir cehennem ateşi yanıyor yüreklerinde her akşam
 kimse kimsenin yasını tutmuyor, bölüşmüyor acısını
bu nasıl bir dünya Anne

bu nasıl bir dünya

kahretsin 

Sarılki,
kokun sinsin tenime, sevgin işlesin yüreğime
bu yalancı dünyada kimim varki başka gözlerimden öpecek
içimi ısıtacak bu karanlık soğuk kış gecelerinde

Sarılki, serinlensin ateşler içindeki alnım
yorgunum, beynim, tenim, ellerim yorgun
kendime sürgün yaşamaktan
sevgiye tanımlar aramaktan
tüm bu oldu bittilere
insanın kayıtsızlığından yorgunum Anne

 yorgunum, ağrılarım, sızılarım yorgun
ihanetler yedi umudumu, sevgimi, düşlerimi
her gece yalnızlıklar sürüyorum kanayan yerlerime
ellerime çaresizlikler yüklüyorum
üşüyorum bu karanlık soğuk gecelerde sarıl bana

 oysa hiç dönmedim sırtımı insan emeğine
öpmedim namerdin elini, eğilmedim zalimin önünde
ama ezildim bir çaresizin bakışından
bir annenın yakarışından
bir babanın haykırışından
utandım Anne dünyayı kirli bahçesine çevirenlerden
aç insanların kederinden utandım
bombalanan şehirlerden, yalvaran gözlerden
insanların kayıtsızlığından tüm bu oldu bittilere
insanlığımdan utandım Anne insanlığımdan.

 heyhatki,
bizi ağlatan acılar güldürüyor başkalarını

yürek yanarsa titrer anne, gül üşürse
kaç insan soyundan ihanet görmüş, kaç gül dikeninden
mademki ihanet var,
öz elleriyle boğsun gül emen çocuklarını anneler
ve ihanet etsin şairler

bir daha yazmasın gül yüzlü şiirler

her mısrası kurşun olup saplansın yüreklerine

....

dünyadaki tüm çocukları sevdim anne

sevdim yeryüzündeki tüm insanları

diline, dinine, ırkına bakmadan sevdim

sevdim  boynu halkalı köleler gibi

nerde bir ah duydum yüreğime saplandı oklar

nerde bir çocuk vurulsa ben de vuruldum Anne

 can çekişir dudağımda kelebek ölüleri
nerede kötülük görsem.
nerede kötülük görsem
söner yıldızları gözlerimin, kör olurum...

 suskunum, susuzum, yorgunum
bunca kalabalıkların, bunca mekanların içinde
her defasında yarası kanayan şiirler damlarken içime
yüreğimdeki yağmurlarla, herkesin bildiği bu dünyada
adresi olmayan yitik mektuplar gibi yorgun
ve yavru bir kedi gibi yalnızım ve de sahipsiz
öyle mi?
vayyy.

...........
ben nazlı bir yaprağım dalından düşmüş
alın beni üşüdüğüm yerden

kaldırın düştüğüm yerden
kalbinizin üstüne tutun pul pul
vicdanınızın üstüne
aynı soydanım sizinle

 yok başka bir umarım alın beni üşüdüğüm yerden
yok başka kimsem kiminle konuşsam
sizin elleriniz var soyan, evleriniz var kocaman
sokaklarda gecekondularda yatmadınız karda kışta
bir dilim ekmeğe avuç açmadınız

utanan biz olduk yoksulluğumuzdan
utanan anam oldu, babam, bacım, gardaşım

 ben nazlı bir yaprağım dalından düşmüş
alın beni üşüdüğüm yerden

kaldırın düştüğüm yerden
kalbinizin üstüne tutun pul pul
vicdanınızın üstüne
aynı soydanım sizinle

 Nuri CAN
 

Umudun Evi Yok 


Ah… çocuk
vakitsiz açan
bir çicçek tarlası gibi
yüreğin

beyaz kardelenler
sarı papatyalar
bükmüş boyunlarını
ip - ince boynundan
güneşe bakıyorlar

her iç çekişte
dünyanın bütün çiçekleri
kanamada
bütün kuşları havalanmada

umudun evi yok
sevincin adresi
ah… neylersin çocuk

ah…. çocuk
vereceksen
rüzgarlara ver sesini
tomurcuklara ver
baharı muştulasın yarınlara

benim yıldızım yitik
yıllarım yorgun
ne yaşadıysam dünyada
ince sızı yoksulluklar örter
ince sızı dostluklar

mümkünü yok artık
gittiğim her yere
soluk yüzünü taşıyacağım
ve seni her düşündüğümde
çağımın utancını yaşayacağım

Nuri CAN

Hangi hülyaya uzansak avutmuyor
Müzehher Aloğlu'na

Sesine dokunsam sesim kırılır
kirpiğine dokunsam kirpiğim
yaralı bir serçeyiz incecik dallarda
nereye tutunsak bir yanı kırık

bir ince gönül sızısıdır bizimkisi
bir ince aydın duyarlılığı
sahte gülücükler ürkütür yüreğimizi
pazarlıklı dostluklar
güzellikler ki,
yedeğimizde kıyısız bir hıçkırık


 kötü zamanların yitik öyküsü hayatımız
karanlık her sokakta ışıklı acılar topluyoruz

bir açıp bir soluyoruz kendi içimizde
tıpkı ağaçta titreyen şu yapraklar gibi
acı çekmeye yazgılı ömrümüz
geceler boyu yalnızlık çekiyoruz
yürekler dolusu sızı

bir yanımız göğün üşüyen yıldızları
bir yanımız umudun sancıyan sızıları
nehir nehir yalnızlıklar akıyor içimize
her gece bir çocuk alıp başını gidiyor
bir çiçek küsüyor bahçesine her gece
mevsimler bölüşmüyor artık sevdaları
hangi hülyaya uzansak avutmuyor
bir kanadı kırık gönül kuşumuzun
ne yana vursak ayrılık

oysa sevmekti en çok yüreğimize yakışan
seherin umut veren güzelliğini
bahar çiçeğinin çiğini
tomurcuğunu ayışığının
düşlerimize dökmekte ustayızdır çünkü içimizdekileri
sarssa da umudumuzun derinliğini karanlık

Nuri CAN

Bilmezdim


Bütün denizlerden uzak
bir coğrafyaydı büyüttüm gözlerimde
yıldızsız gecelere kanarken içim

bir anıydı büyüttüm
bir ayrılıktı, bir özlemdi
kırdım düş boyutlarını
uçan kuşlara öykündüm

her yaprağın düşüşünde
bir dal kırıldı içimde
bir ağaç devrildi
bir orman kahroldu
oturup güz rüzgarlarına
ibrişim türküler yaktım

sazımın telleri nazlıydı
üşüyen bir güldü sesim
bir sevdaydı besteledim ömrünce
herkese aykırı kaldım
sevmenin suç olduğunu bilmezdim

nazlı bahar güzeliydi umut
yıldız gülümsemesiydi  yüreğime işlediğim
saçlarımı okşayan ılık bir meltem
kokusunu özlediğim  çiçekti
sevgilerin kirletildiği bir dünyada
yaşamın bir hiç olduğunu bilmezdim

kar düşmüş yalnızlıklarda
ince sızı dostluklara sarıldım
sesim yel içinde yapraktı
aykırı denizlere aktı
hep düşlerde kaldım
imgelerde, renklerde
gerçeğin kış olduğunu bilmezdim

Nuri CAN

Yalnızlığımız


Bitpazarlarına
düşmüş kitaplara benziyor
yalnızlığımız
kimselerin açıp okumadığı.

bu çizgiler alnımızda
uzanan
bir gün bitimidir belki
belki bir gecenin yarısıdır
yastıklarda
yırtılmış
uykusuz

ellerimizde
alaca karanfil kokusu
gözlerimizde
tortusu bir boşluğun
ve yüreğimizde
yalnızlığın korkusu

rüzgarın dallara hicran dokuduğu
kapıların kapalı tutulduğu bir ‘neozoik’te
yeniden öğrenmeliyiz,
yüreğimizle ısınmayı yeniden

kar demeden kış demeden…

‘’Neozoik’’ yeryuvarlağının üçüncü zamanı

Nuri CAN

 

Kirvem

Sağır ve dilsiz bir çığlık gibi
Hüznündü bıraktığın yüreğimin üstünde
Hüznündü bıraktığın yüreğimin üstünde
İnce sızı dostluklarla örselenen

İnce sızı dostluklarla örselenen
Bir ateş çiçeğiydi,
Yaktığın göğsümün üstünde
Acıyla özlemle beslenen suskun ve kor

Suskun ve kor duruyor yangısı hala
Yönünü yitirmiş yalnız bir atlı gibi
Munzurun dumanlı dağlarında dörtnala

Sesimize papatya işlemeleri örerken zaman
patlarken içimizde gül tomurcukları
ışıklı adlar ararken doğacak çocuklarımıza
Kim çaldı dudağımızda o güneşli türküyü
O güneşli türküyü kim çaldı dudağımızda kirvem

Nuri CAN

 

Aşk Olsun

Sırılsıklam iliklerime işliyor nisan yağmuru
ılık bir rüzgar yalayıp geçiyor alnımı
sevgi tohumları ekiyorum yeryüzü cennetine
tomurcuklanıyor içimdeki güller
yeşeriyor yarınlar çimil çimil
rengarenk çiçekler açıyor usumun gergefinde
kovuyorum bütun acıları, yalancıları yurdumun haritasından
en güzel gülücükleri kuşansın diye çocuklar

sevinçle süslenirken güneşin gülyüzü
ak güvercinler uçuruyorum sonsuz maviliklerine düsüncelerin
tarihin derinliklerine gömüyorum düşmanlıkları, kırgınlıkları
çizgi çekiyorum bütün savaşların üzerine.
bütün yüreklere barış yazıyorum,
barış koyuyorum bütün çocukların adını
barışıyorum bütün dünyayla
En güzel çiçeklerini açsın diye yeryüzü

yangınlı savaş meydanlarında
kurşunlar topluyorum birer birer çocuk bedenlerinden
kan damlamış gül yapraklarını öpüyorum utançla
yanıyor yüreğim, kanıyor yüreğim, utanıyor güvercinim
oturup ağlıyorum yaralı çocuk bedenleri üzerine
kahretsin diyorum, kahretsin, kahretsin
bir an bildiğim bütün dilleri unutuyorum, bütün sözcükleri...
.......

yeni bir düzen kuruyorum, her canlının yaşama hakkına saygılı
soruyorum hesabını dökülen kanların, çekilen acıların
tüm çocukların yüzünde ışıklı bir gülümseme dağılıyor evrene
ay çıkıyor buluttan
bütün yıldızlar göz kırpıyor yeniyetme sevdalara
tomurcuk tomurcuk fışkırıyor kalplerde hayat
analarının memelerine sarılıp yatıyor bebekler.

sevginin sıcak buğusu dağılırken yıkılmış kentler üstüne
sevinç gözyaşları döküyorum, köpüren denizler üzerine
anamın ak sütü gibi ak, aydınlık ve duru
oturup şiirler yazıyorum ak alaca şafaklara
çocuklara adıyorum yüreğimi, aşklara, acılara
koparıp göğsümden ateşlere atıyorum
bir daha, bir daha ağlamasın diye analar

yeni bir dünya yaratıyorum, yeni bir sevda
dostluktan, kardeşlikten, yaşamdan yana
tutup adını şiiristan koyuyorum, bir şiirden aldığım
en güzel şiir bundan böyle aşk olsun diye
AŞK OLSUN diye bundan böyle yaşamın adı.....

Nuri CAN

 

Bir Mavi Sevda


Bir mavi denizdeyiz şimdi seninle
ak bir martı gibi umut ve sevinç yüklü gemimiz
mutluluk rüzgarları vuruyor yelkenlerimize
pupa yelken yol alıyoruz sabaha
güneşli günlere çıkıyoruz mavi gecelere

seninle
güzelliklerin el değmemiş ormanlarındayız
düşlenmemiş renklerin çılgınlığı var bakışlarımızda
kulaklarımıza binlerce kuş sesi dökülüyor
şiir cıvıltıları üşüşüyor saçlarımıza
sevgi çelenkleri örüyor zaman içimizdeki ışıltılardan

türkülerle beslenerek,
bir çiçek büyüyor tüm zamanların özlem bahçelerinden
bütün küskün çocuklardan bir çocuk gülümsüyor geleceğe
şarkılar bizim artık
şiirler bizim
sevdamızı tüm sevgilerin üstüne koyup
yelin suyla öpüştüğü kıyılara atıyoruz acılarımızı

kaldırıp duvağını gökyüzünün
öpüyorum tüm beyaz bulutları alnından
dudakların dolunay oluyor, gözlerin yıldız
ben uçuk mavideyim
seninle sokaklar dolusu mutluluk
çiçekler dolusu sevgi ekiyoruz güzelliğin doruklarına
maviler boyu martılar uçurarak gökyüzüne

bir adem hava faslındayız şimdi seninle
yeni bir rüya görüyoruz,
yeni bir bahar yeşeriyor tenlerimizde
yeni bir masalı yaşıyoruz şarkıların tılsımında
güneşi, mehtabı, yıldızları içiyoruz tüm pınarlardan

dudakların kalplere sığındığı bir adada
binbir arzuyla köpürüp kabarıyor sular
şiir’in yedirenk kumları vuruyor kıyılarımıza

bütün ihanetlerden arı, bütün çirkinliklerden uzak
mavilere tırmanıyoruz ince alımlı ayaklarıyla aşkın
Nuri CAN

 

Gönül Rüzgarları


Şimdi esrik gönül rüzgarları esiyor
uzak dağ başlarında
kuşlar göçüp gidiyor mevsimsiz
hatıralar yürüyor içimin dehlizlerinde
yaralı bir ırmak akıp gidiyor sessiz

yorgunum
yazgülüşlü bir kıza gönül yaktığımdan beri
hangi çiçeği koklasam güz gelir
hangi güzü beklesem kış
ateşgözlü kuşlar kar taşır saçlarıma
bütün baharlara küserim sebepsiz

gece olur rıhtımlarda yıldızlar dalgalanır
ay vurur gönlümün sularına
her kıyıda bir şarkı depreşir
her şarkıda bir yürek
dayanamam, alır başımı giderim
bütün mevsimler kalır bensiz
Nuri CAN


Bu Hasret Sen misin?

Güz düşünce düşlere
gözlerin gözlerime düşünce
biraz çağla getir
avuçlarında biraz gök ve yıldız
en güzel çiçekler açınca gülüşün

de bana gün gözlüm
de bana güvercin gülüşlüm
yanağına gül düşürdüğüm
de bana
bu yaşam, bu çile, bu kahır, bu hasret ne ki
kirli, kahpe, rezil yaşamlara bedel

karanlğı çiçeklendirir mi? umut
yağmur yağdırır mı? bulutlar
de bana
uyanınca sabahları
kanadı kırık bir kuş gibi
kim uçar dağlara dağlara

bıkılmış bir acının gölgelerinde
bir avuç mavi getir
meneviş rengi bir uyku
en kızılkorunda gecelerin
güneş tomurcuklu
düş dökerken yastıklara bir kız

sen ki, şiir yüreklimsin benim
defne dalım, gül edalımsım
unutma seni sevdiğimi
güz düşmüş yolları beklemek zor
meri kekliğim
sevdiğim
yollarına gözlerimi ektiğim
gözlerini ırmaklara vurma
savurma saçlarını rüzgarlara

uzak değil sesin
ellerin uzak değil
gökleri yumruklayan ellerin

bu sonsuz bekleyiş sen misin?
bu suskun çığlık, bu açan gül, derin çukur
tuğla tuğla yüreğime ördüğüm sabır
tel örgülere bölüştüğüm, bir hıçkırık gibi
bu hasret sen misin
her gün
bir kucak güneş gibi hücreme dolan

17 /08/1982 Erzincan Cezaevi Ziyareti

Nuri CAN

Susku

Susku
bir çığlık
yürek içre
incinmiş bir sözcük belki
hasret yazılı bir şehirde
sızı
sızı
diken
diken
biriken
dil üzre


susku
bir şarkı belki
sessiz bir tını
kopuk bir keman telinde
inim
inim
inleyen
ilmek
ilmek
imleyen
yalnızlığı
yel üzre


susku
hüzün soluklu bir güz
incelikleri kanayan
göğüne küs yıldız
son intiharını kusarken aşk
gül üzre
bütün imgeleri kırık ve yaralıdır
dudağında gizlendiğimiz
şiir gözlü kız


ah ben
acemi ve şaşkın
çok geç farkettim
bir ömrü yana yana tükettiğini aşkın
ve sekerek geçtiğini
iz
iz
duman
duman
kül üzre
suya küs ateşe barışkın

Nuri CAN

  

Saf Adamın Öyküsü

Gece gözlerini kapayınca hüzünler başlıyor
ben gözlerimi kapayınca zifiri karanlıklar
uğultular yağar göklerden, alev-ateş ırmaklar
içini çeker bir çocuk, bir şarkı çıldırır dudaklarda
kapanıp içime yarama taş basarım
kötülük etseler bile pusarım
aşka el bağlayıp susarım

üzülürüm bir zalimin bile boynu bükükse
ve kırıksa kanadı bir kuşun
benimde kırılır kanadım kolum
acılara düşer yolum
dedim ya saf adamın biriyim

boynunu bükse bir çocuk
bir annenin yüreği tekmelense
hayalleri yıkılsa bir kızın
dayanamam
oturup beraber ağlarım

ne zaman seher yelleri esse uzaklardan
yüreğime papatya işlemeleri örülür tel tel ışıklardan
mor ötesi tünellerden sevdalar düşer yadıma
bir ateş olup sarıp sarmalar gönül coğrafyamı
hep aldanarak, acı çekerek öğrendim
zamanın ve hayatın yalancı yanını
dedim ya safım
bana kötülük edeni bile bağışlarım
aşka el bağlayıp kendime yanarım

her ayrılığın terkisinde bir aşk taşıdım hayata
her aşkın terkisinde bin özlem yaşadım
düşlerimi denedim ırmaklarla, gözlerimi bağışladım
avare bir hüznü sarıp yaralarıma
unutulmuş istasyonlarda bir başıma kaldım, ağlarım
dedim ya safım
doğrulara akar pınarım
bukelamun gibi rengim yok
bu yüzden her şeye kanarım
aşka el bağlayıp ağlarım

can çekişir dudağımda kelebek ölüleri
nerede kötülük görsem.
nerede kötülük görsem
söner yıldızları gözlerimin, kör olurum...

kimsesiz bir çocuğun yüreğine çizip resimlerimi
kayıp mezarlara gömdüm
yüzüme siper ettiğim gülüşlerimi
ve acılarımı yükleyip sevdalı bir kuşun kanadına
el açıp ardında aşka ağladım

gücüm yetmiyor artık karşılamayı yalanları
yeniden yaşamayı ikiyüzlü aşkları, talanları
bir çöl akşamında yarım kaldı düşlerim
hayallerim suya düştü
ey der susarım
hey der pusarım
aşka el bağlayıp ağlarım

sende yıldızlara sevdalıysan eğer
ve seviyorsan her şeyi hilesiz
yok başka bir umarın
aşka el bağlayıp ağla

ben yüreğimi uzak iklimlerde yitirdim
ağlamayı öğrendim ardından
sisler ve sanrılar kaldı elimde
acılar ve ihanetler
dönüp bakamam geriye
anla

sorma nerde kaldı hayallerim
kim açtı bu kahrolası çukurları yüreğimde
hangi iklimin kederinde kayboldum
Şimdi dünyanın bütün yalnızlıklarına gözlerim yağıyor
dönüp bakamam geriye
anla
aşka ve acıya el bağlayıp ağla

dedim ya saf adamın biriyim
yalan doğru her söze inanırım
bu yüzden aldatır bir çocuk bile 
herkesi kendim gibi sanarım
hep aldanırım
hep aldatılırım
dedim ya saf adamın biriyim
dargınlığım kendime
kırgınlığım kendime
hep kendime küserim

ben Kazım oğlu Nuri Can
kendi yüreğinin içine saklanıp
kendi hülyasında yaşayan
sevgilerin çarmıha çekildiği bir dünyada
herkesi seven herkesi bağışlayan

ben Kazim oğlu Nuri Can
kederini unutup
başkasının acısına yanan
kırk yıl çalışmış ama bir şeyi olmamış
başkasının acısına ağlamış, neşesine gülmüş
bir ekmeğini bin kişiyle bölmüş
kiminin gözünde dahi
kiminin gözünde enayi

ben Kazim oğlu Nuri Can
enayiliğine doymayan
bir çocuğun gözyaşlarına dayanamayıp
cebindeki ilaç parasını verip
oturup haline ağlayan

Ankara terminalinde
yaşlı ve hasta bir kadına yol parası diye
otel ve yol parasını verip
parkta sabahlayan
mide sancısından kıvranan sabahlara kadar
polis otosuyla götürülüp karakolda dövülen

ben kazim oğlu Nuri Can
herkesin akıllı olduğu bir dünyada
saf adamın biri
sırtımda bin zıpkın yarası
gözlerimde bin keder
atın beni bir çukura gidin
dedim ya ben iflah olmam

Nerede bir yalan duysam
düğümlenir dilim, kızarır yüzüm
utanırım kendi payıma

bu bir enayinin öyküsü
okunmasa da olur
yazılmasa da 
ben Kazim oğlu Nuri Can

 Nuri CAN

Sende Varsın bu dünyada

Kır çiçekleri kırılmasın kirpiklerinde
saçlarını savuran bu rüzgar esmesin
şafaklar umut açmıyorsa yastığında yaslanığın gecelerin
ser önüne yoz akşamları
küflü gurbet gecelerini de al yanına
tutuşturalım bir ucundan içimize batan bu hayatı

ömürki nazlı bir bahçedir
 kimi gün çicek açar,  kimi gün yaprak döker

say ki sende varsın bu dünyada
bırak uyusun kollarında bu nilüfer
 baharlar tadında kalsın sarmalında umut

bir sonbahar yaprağına  yazılı da olsa adın
sende hayatını oyna acıların karşısında

bırak dönsün dünya

dokun bir ucundan sende hayata

aldırma sedası sarsık keman iniltilerine
mutluluk dediğimiz ulaşılmaz bir dağ da olsa 
demirden bir kale de olsa içimizi kuşatan aşk

hiç kervan geçmesede düştüğümüz kuyunun kenarından
aldırma,herkesin hayatında

acının solduramadığı günlerde vardır elbet

bırak hayatın hangi burgacında
dalgalanıyorsa kalbin dalgalansın

bir kelebeğin ömrü kadar da olsa ömrün

bir sarmaşık tutkusuyla sarıl yaşama
hangi uçurumun kıyısında olursan ol
her zaman heybende biraz umut
yedeğinde sevgi kırıntıları olsun


Nuri CAN

Güzelleme


yaprak dalında güzel
dal çiçekte
çiçek umutta
umut baharda güzel

sevda yürekte güzel
yürek dostlukta
dostluk barışta
barış yarışta güzel

özlem yağmurda güzel
yağmur baharda
bahar dağlarda
dağlar seyranda güzel

Nuri CAN

 

Yaşam
 

Bir masal çiçeği gibi yaşam
açmış göğsünü bahara
dallar salkım – saçak şiir

sevincin ırmakları akıyor
yüzünde mevsimlerin
düşleri süslüyor bir bir

bir çocuk dalmış uykuya
yanağı gülücüklerle terli
alnında gün devrişir

bir ben kalmışım boynu bükük
bir bana dokunuyor yaşamak

Nuri CAN

 

Ah Çocuk
 

Gittin
Öksüz kaldı içimizdeki imge dağları
Silindi gül kokularından damıttığın sevgi
Sular çağıldamıyor artık
şiirler dökülmüyor ah çocuk
titreyen dudaklarında rüzgarların
Çiçeklerin taçyapraklarına konmuyor kelebekler

Gittin
Zehirli oklar saplanıyor şimdi her sabah
Yırtılmış burçlarına gökyüzünün
Ve her gece yağmur olup yağıyor gözyaşlarımız
yaralı denizler üstüne

Katledilmiş bir demet gülücüktü
dudağında ölüm ah çocuk
Mendil mendil yıldızlara salladığın öpücüktü
gözlerindeki tomurcuk
Sevgin büyüktü, yüreğin kocaman, bedenin küçücüktü
Alıp seni nazlı bir gülün yaprağına gömdük
Ağlamak ve anlatmak için dünyaya sevdanı

gittin
kurudu içimizdeki pınarlar
ceylanlar inmiyor kıyılara
sevgide yetmiyor artık ah çocuk
umutta yetmiyor
diriltmek için güzellikleri yeniden

Bütün kuşların bir kanadı kırık şimdi
bütün çiçeklerin gözleri yaşlı
Ölümün kar gibi beyazdı çocuk
Başladığın yerde bitti yolculuk

 Nuri CAN

Özgürlük Aşkı
 

Sınırsız sevdim gökyüzünü
sevemedim tutsaklığı bi-türlü

güvercinleri
mavi
göklerde
sevdim
beyaz beyaz uçarken


çiçekleri
yeşil
dallarda
derdim
nazlı nazlı açarken

oldum olası
ne bir saksım olsun istedim
ne de bir kafesim
isterdimki,
sevdalı bir rüzgar olsun
gelsin dile
her bahar yaprakları okşasın sesim


isterdimki,
yeryüzü çiçeklerin
gökyüzü güvercinlerin olsun
güneşin okşadığı her yer
bahar bahar çiçek koksun

isterdimki,
gökkuşağı olsun sevdam
sarılsın umutlara
bulutlara uzansın düşlerim
her tarafta barış, dostluk, kardeşlik olsun
dünyada ne kin kalsın, ne de düşmanlık
bütün kalpler sevgi dolsun

ve şiirler en güzel sevgilim olsun...

 

Nuri CAN 

 

Suz-i nağme 

Kar yağdı dağlara ah ömrüm sana ne desem
ne söylesem zülfü yare ey gönül
bülbüle figan düştü, bağlara hazan
giryan eden gül-ü zare ne desem
ne söylesem zülfü yare ey gönül

Sen ki, bir zamanlar çıkıp diyar-ı seyran eylerdin
dört mevsim aleme suz-i nağme söylerdin
elifi solmuş bir gül şimdi hasret
dudağımda pare pare

gitti giden ömür geri gelmez ne çare

kar yağdı dağlara ömrün ah sana ne desem
ne söylesem zülfü yare ey gönül
bağlara gazel düştü, bülbüle feryadı ah
giryan eden gül-ü zare ne desem
ne söylesem zülfü yare ey gönül

 kızıl bir alev olup yakmasaydın bu canı

bir ahım bile yeterdi yakmak için  cihanı

benki, gözleri yetim  bir dervişim şimdi

her doğrulduğumda yedi yerimden vururlar beni

bu yüzdendir hep  karalar giyerim

bu yüzdendir hep kendime küserim

her sabah yüreğimden bir gül düşer sulara

her gece ben düşerim toprağa

benki, aşkın yollarında yönünü yitirmiş seyyah
derdimi dağlara yazar giderim
gitti giden ömür geri gelmez eyvah
kar yağdı dağlara sana ne desem
ne söylesem zülfü yare ey gönül
yaramı bağrıma basar giderim

 hasret ki dudağımda şimdi pare pare

ey can, ey canan

gitti giden ömür geri gelmez ne çare

 Nuri CAN

 

Ey Hayat
 

Yüreğimin yüzüme yansısıdır hüznüm
Ömrümün alnacında
Ki aynaları hep kırık

Fırtınalar sellerle yıkadım yaralarımı
Alev ateş ırmaklarla
Kimseye sevgilim diyemedim ömrümce
Doya doya sarılamadım
Sevdaki tek ülkemdi benim

Bir rüzgar gülü gibi
Dönendim durdum uçurumlarda
Her gece

bir sevgilinin koynuna düşürdüm düşlerimi
her sabah bir gelinciğin yaprağında üşüdüm
bir öpüşün bir dokunuşun ödentisine
sakladım gülüşlerimi

şiirler neyi anlatır insanlara ey hayat
şarkılar neyi
 yaralı bir ceren gibi içimde taşıdığım bu aşk
üstünde, acılar içinde kıvrandığım yatak
ya bu soğuk, ıssız, insafsız geceler

sevginin rengi nasıldır, neyi anlatır ölümler
ya menekşe kokan yeniyetme bir bahar
satır aralarında boğulan çığlıklar

yalnızlığıma uzanan bütün eller yalancı
dilim suskuyla yoruldu, gönlüm aşkla
dudaklarımda yosun bağladı çığlığım
herkes kendi gerçeğinde kalıyor oysa
öfkesinin yanardağında

uzat ellerini ey hayat, iplerin koptuğu yerde
umut ile sevgi birleşince
yerleşince yüreğe aydınlığın kanı
sisler çözülsün, geceler geçilsin
varılsın ufkun şafağına
umut tükenmez insanda, sevgi tükenmez

Nuri CAN

Küs  Çiçeği

Bir rüzgar olsam ıssızda
hıçkırsam tenhalara
solgun güllere essem, yorgun yollara
pınarlara seslensem, tomurcuklara
okşasam incinmiş yapraklarını sesimle

ay ışığı olsam ısızda
akıp gitsem su gibi derelere
yalnızlıkları yıkasam, sevgisizlikleri
yıldızlar bir yanımı alıp götürse, güneş bir yanımı
her gece,
kapısı kapalı evlere düşsem, pencerelere
solgun bahçelere, yorgun kollara

nazlı bir şafak olsam dağlarda
kızıl bir nar gibi serilsem gökyüzüne
yıldız gülücükleriyle terli çocukların
her sabah lekesiz alınlarından öpsem
gün konmuş yanaklarından...

ay bir yanımı alıp götürse, güneş bir yanımı
dağ dağ, deniz deniz savrulsam

bir bahar başlasa yeşil
yaslasam başımı omuzuna dağların
bir yol çiçeği gibi küs ve yorgun
ağlasam
nazlı bir çocuk avuçlarına saklasa gözyaşlarımı
uzanıp uyusam incinmiş kirpiklerine
bir daha uyanmasam

Nuri CAN

 

Oturup seni düşündüm
 

Yıldızlar öperken gökyüzünü
mavi bir gecenin atlasında
oturup seni düşündüm
ılık bir gözyaşı damlasında

sesler geldi uzak denizlerden
gemiler kalktı sıra sıra
bir martı havalandı üzerimden
bin özlem döküldü sulara

hasret yüreğime bulandı
yüreğim sevdalara
bir demet bulut oldu gözlerim
dağıldı uzaklara

seni şiirlerde aradım kitaplarda
türkülerde şarkılarda aradım
ıssız bir gecenin oylumunda
oturup seni kanadım
Nuri CAN

 

NAR ÇİÇEĞİM

Nar çiçeğim
Kar çiçeğim

Güneşle beslediğim
Sevgiyle süslediğim
Onca umut sanaydı
Onca özlem sana
Nar çiçeğim
Kar çiçeğim

Gelir diye düşlediğim
Yüreğime işlediğim
Bunca şiir sendin
Bunca resim sen
Kır çiçeğim
Sır ciçeğim

İnce bir yay kaşların
Baygın bir ay bakışların
Saplanır şu sineme
Öldürür beni
Naz çiçeğim
Yaz çiçeğim

Kervan geçmez
Kuş uçmaz
Kanadım değdi sevdaya
Zulüm aşka yakışmaz
Göz çiçeğim
Güz çiçeğim

Hasrete gül yükledim
Mecnunum çöl bekledim
Yıllar geçti tükendi ömür
Ölüm geldi gelmedin
Mor çiçeğim
Kor çiçeğim

Şarkı sözü 1972 Nıjmegen

Nuri CAN

Anasayfa